Forum - Oyun - Program - Knight Online - Haberler - Forum Siteleri - MSN Mesenger - Resimli Şiir & E-kart


netlog

Geri git   Forum - Oyun - Program - Knight Online - Haberler - Forum Siteleri - MSN Mesenger - Resimli Şiir & E-kart > GünceL > Benim Memleketim

Benim Memleketim Burada kendi şehrinizi, kasabanızı, köyünüzü tanıtabilirsiniz


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Gaziantep Hakkında Hersey
Konudaki Cevap Sayısı
18
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
.
Görüntülenme Sayısı
175

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08-15-2007, 02:48 AM   #11 (permalink)
Kullanıcı Profili
Banned
RemziCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: KahramanKent
Üye No : 1
Mesajlar: 6.161
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 6585
Rep Derecesi : RemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond repute
Cevap: Gaziantep Hakkında Hersey

TAHTANİ (TAHTALI ) CAMİİ

Kalenin yanında Şekeroğlu mahallesindedir. Caminin yaptıranı ve yaptırıldığı tarih hakkında kesin bilgilere rastlanmamıştır. Ancak miladi 1557 tarihli bir belgede adından söz edilmektedir. Caminin ismi önceleri Tahtani olarak söyleniyordu. Ağaçtan yapılması dolayısıyla halk tarafından Tahtalı Camii de denmiştir. Caminin hicri 1012 yılında bir onarım geçirdiği belgelerden anlaşılmaktadır.

ALAÜDDEVLE (ALİ DOLA) CAMİİ

Cami, Uzun Çarşının batısında Eski Saray Caddesindedir. Halk arasında Ali Dola camii de denilmektedir. Alaüddevle Maraş'ta hakimiyetini sürdüren Dulkadiroğlu Beyliğinin son Beyidir. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber camiyi yaptıran Alaüddevle'nin 1515 miladi tarihinde vefat ettiği düşünülürse caminin bu tarihten önce yapıldığı anlaşılır.

TEKKE (TEKKE MEVLEVİHANE) CAMİİ

Bu cami Kozluca Mahallesindedir. Adı resmi kayıtlarda Mevlevihane camii olarak geçer. Ancak halk tarafından Tekke camii olarak bilinir. Cami; hücreler, semahane, yönetim ve Mevlevî dervişlerinin oturma odaları, tuvaletler, havuzlar, küçük ve kısa minaresinden oluşan eserler topluluğudur. Cami hicri 1048 yılında Mustafa Ağa adında bir Türkmen Ağası tarafından yaptırılmıştır.
RemziCan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-15-2007, 02:49 AM   #12 (permalink)
Kullanıcı Profili
Banned
RemziCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: KahramanKent
Üye No : 1
Mesajlar: 6.161
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 6585
Rep Derecesi : RemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond repute
Cevap: Gaziantep Hakkında Hersey

Zeugma
Belkıs / Zeugma , Gaziantep'in Nizip ilçesinin 10 km. doğusunda , Fırat Nehri kenarında aynı adı taşıyan köyde yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadır.

Büyük İskender'in genarellerinden Selevkos Nikator | M.Ö. 300'de Belkıs / Zeugma'nın ilk yerleşimi olan Selevkeya Euphrates kentini kurar. Belkıs / Zeugma , M.Ö. 64 yılında Roma İmparatorluğu'nun topraklarına katılır, ismi ise geçit ve köprü anlamına gelen Zeugma olarak değiştirilir. M.S. 256 yılında Sasani kralı Sapur | Belkıs / Zeugma'yı ele geçirerek kenti yakıp yıkar. Bu tarihten itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtişamına ulaşamaz. Belkıs / Zeugma ; M.S. 4.yüzyılda Geç Roma, M.S. 5. ve 6. yüzyıllarda ise Erken Bizans hakimiyetine girmiştir. M.S. 7. yüzyılda Arap akınları neticesinde Belkıs / Zeugma terk edilir. Daha sonraları M.S.10. ve 12. yüzyıllar arasında küçük bir Abbasi yerleşimi bölgede yer alır ve M.S. 17. yüzyıl da ise Belkıs köyü kurulur. Belkıs / Zeugma , Kommagene Krallığı'nın dört önemli kentinden birisidir.
Helenistik dönemde “Fırat Seleukeia”sı adıyla anılmış olan kent, Fırat Nehri üzerinde bir iskelesi bulunan ve Antakya'dan Çin'e uzanan İpek Yolu'nun Zeugma'dan geçmesi dolayısıyla önemli bir ticaret potansiyeline sahip antik bir şehirdir. Roma döneminde buraya Anadolu'lu askerlerden oluşturulan “Sikitia (İskit) Lejyonu” adı verilen askeri birlik konuşlandırılmıştır. Bu birlik daha sonraları, daha bir Romalı karekter kazanarak “Dördüncü Lejyon” adıyla görev yapmış olup, Zeugma'da özellikle asker karekterinin ağır bastığı bir nekropol heykeltraşlığı akımının başlamasına neden olmuştur.Bu alanda steller, kaya kabartmaları,heykeller ve sunaklar gibi değişik formlarda ortaya koyduğu örneklerden yeni oluşmaya başlayan Zeugma karekterini hissettirmiştir.Zeugma, Roma döneminde biraz da Lejyon merkezi olmanın verdiği canlılıkla oldukça zenginleşmiştir. Belkıs / Zeugma ile Fırat'nın karşı kıyısındaki Apameia kentine bağlantı sağlayan, büyük olasılıkla ağaç kütüklerinden yapılmış sallara dayanan ahşap bir köprü bulunmaktaydı. Nitekim burada o dönemin büyük bir gümrük olduğu ve azımsanmayacak miktarda bir sınır ticaretinin yapıldığı belirlenmiştir.Çünkü günümüzde İskeleüstü olarak adlandırılan tepede yapılan kazılar sonucunda bir arşiv odasında Bulla adı verilen 65.000 adet mühür baskısı ele geçirilmiştir.

Papirus, parşomen, para torbaları ve gümrük balyalarını mühürlemede kullanılan bu mühür baskıları Zeugma'da güçlü bir haberleşme ağının yanında büyük bir ticaretin yapıldığını da göstermektedir.

Fırat'ın kıyısından başlayarak batıya doğru 300 metre yükselen engebeli yamaçlar, akropol eteklerine kadar yerleşim yeridir. Bu yamaçlarının güney ve batı kesimi nekropol, doğu ve kuzeydoğu tarafları mahalleler, kuzey kesimi ise kentin yönetimi ve toplumsal bölümleri ile lejyon bölgesi idi. Akropol'ün üzerinde ise, kentin adına bastırılan Zeugma sikkelerinde sıkça rastlanan Tykhe Tapınağı bulunmaktaydı.
Şimdiki haliyle şehir, yaklaşık 4-5 metre kalınlıkta toprak dolgu altındadır ve bütün alan Antep fıstığı ağaçlarıyla kaplıdır.Toprak üzerinde ise sadece birkaç yapı izi ile birkaç mimari parça izlenebilmektedir.Uzun yıllardan beri kaçak kazı ve tarihi eser kaçakçılığına maruz kalan bölge önemini 1992 yılında kaçakçılara karşı Gaziantep Müzesi'nce Arkeolog Dr. Rıfat ERGEÇ başkanlığında başlayan kazılarla göstermiştir.İlk kazılarda bir Roma villası ortaya çıkarılmıştır.Daha sonraları iki villanın teras mozaikleri çıkarılarak Gaziantep Müzesi'ne taşınmıştır. Belkıs / Zeugma da 1987, 1992-1997,1993-1994,1996-1998 ve 1998-1999 dönemlerinde zaman zaman yabancı Üniversitelerden Arkeolog ve ekiplerin katıldığı arkeolojik kazılar yapılmıştır.
Bu kazılarda çok kaliteli bronz eşyalar ve heykelcikler (bronzdan kanatlı ayaklar) , sikkeler, heykeller, mezar stelleri ve kabartmalar elde edilmiştir. Bu eserler Gaziantep Müzesi Belkıs / Zeugma Salonunda sergilenmektedir. Zeugma kentinin ileri gelenleri, zenginleri, yüksek rütbeli subayları gibi elit tabakanın oturduğu anlaşılan villalar bölgesi tamamen Fırat manzarasına hakim ve güney rüzgarlarına açıktır.

1992 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan M.S. 2. yüzyıla tarihlenen Roma villasında Atriumlu plana sahip olan evin baş odası (tablinium) ve önündeki galeride sanat değeri çok yüksek mozaikler bulunmuştur.7,5 x 3,75 metre boyutunda olan mozaik döşemede üzüm ve şarap tanrısı Dionysos ve karısı Ariadne'nin düğün merasimi tasvir edilmiştir.Fırat taşlarıyla işlenmiş olan mozaiklerde, tonlarıyla birlikte 13 renk kullanılmıştır.Bu sanat değeri çok yüksek olan mozaikler yerinde korunarak sergilenmek üzere önlemler alınarak ziyarete açılmıştır. Fakat ülkemizin bir çok bölgesinde olduğu gibi bu sanat şaheserinin de 2/3'ü, 1998 yılı Haziran ayı içerisinde bazı şahıslar tarafından yerinden sökülerek çalınmıştır.Dionysos'un düğün merasiminin işlendiği bu eşsiz mozaiğin çalınmasının ardından kalan diğer parçalar korunması için yerinden sökülerek Gaziantep Müze Müdürlüğü'ne taşınmıştır.

Baraj inşaatının başlayacağını göz önünde bulunduran Kültür Bakanlığı, 1995 yılında Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında ve Nautes Üniversitesi'nden bir Fransız arkeleoji ekibinin katılımıyla yoğun kurtarma kazılarını başlatmıştır.
1999 yılı sonbaharında Mezar üstü mevkiinde ilk buluntuların ortaya çıkarıldığı alanla, Zeugma uluslararası bir üne kavuşmuştur. Bundan sonra Gaziantep Valisi başkanlığındaki İl Encümen üyelerinin destekleriyle Gaziantep Valiliği İl Özel İdaresinden sağlanan kaynaklarla Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nce kurtarma kazılarına hız verilmiş olup, bu kazılarda iki Roma villası tamamıyla gün ışığına çıkartılmıştır.M.S.256 yılında Sasani saldırısıyla yakılıp yıkılan ve yangın katının altında kalan bu villalar; birinci katın eriyen kerpiç duvarları, daha sonra da yukarı teraslardan akıp gelen 3 metre kalınlığında erozyon toprağı ile örtülerek günümüze kadar korunmuştur.
RemziCan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-15-2007, 02:49 AM   #13 (permalink)
Kullanıcı Profili
Banned
RemziCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: KahramanKent
Üye No : 1
Mesajlar: 6.161
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 6585
Rep Derecesi : RemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond repute
Cevap: Gaziantep Hakkında Hersey

Bu sebeple oda içlerinde çok sayıda sikke, bronz şamdan, pişmiş topraktan kandil ve çömlekler, mozaikler ve freskler ele geçirilmiştir. Ayrıca sırt üstü yatar şekilde duran bir MARS heykeli de bulunmuştur. Kurtarma kazılarına devam edilmekte olup,kazı alanlarından çıkartılan mozaikler ve diğer tarihi eserler su altında kalmaktan kurtarılarak Gaziantep Arkeoloji Müzesi'ne taşınmıştır.Bu kurtarma kazılarına merkezi Gaziantep'te bulunan Sanko Holding'in ve Birecik Barajı Konsorsiyumu'nun katkıları olmuştur. Bir anlamda Anadolu'nun kapısı sayılan iki önemli geçide Fırat Nehri sadece iki yerden izin vermiştir.Bunlardan birincisi Samsat (Samosata), diğeri de Belkıs / Zeugma'dır.

Samsat, Atatürk Barajı'nın suları altında kalmıştır.Birecik Baraj gölünde su tutulma işleminin tamamlanmasıyla birlikte Belkıs / Zeugma'nın yaklaşık 1/5'lik bölümü sular altında kalacaktır. Merkezi ABD'de bulunan PACKART Humanity Institute'ün maddi destekleri ve GAP İdaresi Başkanlığı'nın aracılığıyla;bu bölgede su tutulma işlemleri sona erene kadar Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında çok uluslu bir ekip kazı, belgeleme ve kurtarma çalışmalarına devam edilmektedir.

Gezi Turları
Dülükbaba Turu: İl merkezine 4 km. uzaklıkta bulunan Orman İşletme Müdürlüğüne ait Dülükbaba orman içi dinlenme yeri, doğa yürüyüşü yapmaya, kamp yapmaya, pikniğe elverişli ve günübirlik gidilip dinlenilebilen bir yerdir.

Yesemek Turu: İslahiye ilçesine 24 km. uzaklıkta bulunan ve dünyanın ilk Açıkhava Heykel atölyesi olarak bilinen Yesemek'e günübirlik gezi yapılabilir. Yesemek Açık Hava Müzesi'nin karşısında bulunan Tahta Köprü Barajının kıyısında piknik yapılabilir.

Birecik Turu: Fırat nehrinin kıyısında bulunan Şanlıurfa'nın Birecik ilçesine nesilleri tükenmekte olan ve çoğalmak için koruma altına alınan kelaynak kuşlarını görmek için gidilebilir. Efsaneye göre Nuh'un gemisi Ağrı dağına oturunca üç çift kuş salıvermiştir. Bu kuşlardan bir çifti de Kelaynak kuşlarıdır. ayrıca Fırat kenarında piknik yapmak, yüzmek ve Birecik'te bulunan restaurantlarda yemek yemek,yüzmek ve dinlenmek için tura çıkılabilir. Birecik'in Gaziantep'e uzaklığı 67 km.dir.

Rumkale Turu: Gaziantep'in Yavuzeli ilçesinin Kasaba köyünde bulunan ve Fırat nehri ile Merziman çayının birleştiği yerde görkemli duruşu ile insanları büyüleyen Rumkale'yi gezmek, Fırat ve Merziman çayı kıyısında doğayla iç içe su çağıltıları arasında dinlenmek, piknik yapmak için günübirlik tura gidilebilir.

GAP Turu: Öncelikle dünyanın en büyük, sulama ve elektirik üretimine yönelik projelerinden biri olan GAP'a gezme, görme, teknik bilgi alma ve dinlenme amaçlı günübirlik veya konaklamalı olarak tura çıkılabilir.

Belkıs Turu: Gaziantep'e 60 km. uzaklıktaki, Nizip sınırları içerisinde bulunan, tarihte kendi adına para bastıran Zeugma(Belkıs) şehri harabereleri günübirlik gezilebilir. Fırat kenarında yeşillikler arasında piknik yapma imkanı mevcuttur.

Şanlıurfa Turu: Şanlıurfa turu dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak bilinmektedir. Hz. Eyüp ve Hz. İbrahim peygamberlerin yaşamış oldukları yer olarak bilinen Harran'da ilk İslam Üniversitesinin oluşu tarih ve ilmin derinliklerini ispatlamaktadır. Şanlıurfa'nın Peygamberler şehri olması, Hz. İbrahim'in dergah denilen kutsal yerde dünyaya gelmesi, Nemrut'un tahtına payima etmesi, tek tanrı fikrinin ilk kez burada ortaya atılması, ayrıca şehrin ortasında bulunan Balıklıgöl'ün açıkhava akvaryumu görünümü vermesi, sabır timsali olan Eyüp Peygamberin 7 yıl çile çektiği mağaranın burada olması, Harran evleri ve daha birçok özelliğiyle Şanlıurfa'ya günübirlik veya 1-2 günlük konaklamalı tur düzenlenebilir. ayrıca münferiden de gezilip görülebilir.

Hatay-Harbiye Turu: İlin merkezi olan Antakya, Akdeniz'e 30 km. uzaklıkta si nehri üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Eşsiz bir güzelliği olan harbiye, çağlayanlar bölgesi olup, piknik yapılabilen, yeme-içme tesisleri olan ve yemekleri ile ünlü olan şirin bir yerdir. St. Pierre Kilisesi Habib-i Neccar dağı üzerinde doğal bir mağaradır. Hıristiyanlar "Hıristiyan" ismini ilk defa burada almişlardır. ayrıca burası Hıristiyanlar tarafından Hac yeri ilan edilmiştir. Hatay Arkeoloji müzesi mozaik üzerine dünyanın ilkinci büyük müzesidir. Hatay!a 1-2 günlük tura gidilebilir.

Sofdağı Yaylası Turu: Güneydoğu Torosların uzantısı olan Sofdağlarının üzerinde bulunan Sofdağı yaylası Gaziantep'e 32 km. uzaklıktadır. Yaylada hava çok temiz olup Sofdağı'ndan şehre uzaktan ve tepeden bakmanın zevki bambaşkadır. Yaylada buz gibi tatlı su kaynakları ve pınarlar bulunmaktadır. İnsanların doğayla başbaşa, gürültüsüz, kuş sesleri ve su cağıltıları arasında doğa yürüyüşü, kamp ve piknik yapılabileceği ideal bir yerdir. Sofdağı yaylasına günübirlik veya hafta sonu tura gidilebilir.

Hızır Yaylası Turu: İklimin verdiği özellikleher mevsim yeşillikler içinde bulunan hızır yaylası, İslahiye ilçesi Altınüzüm beldesinin 20 km. batısında Amanos dağlarının tepesinde bulunmaktadır. Rengarenk kır çiçekler ilkbahar dağ laleleri, büyüleyici güzellikte manzaraları yanında buz gibi suları, pırıl pırıl güneşi ve bol oksijenli tertemiz havası ile insanların doğayla baş başa gürültüsüz, kuş sesleri ve su cağıltıları arasında doğa yürüyüşü, kamp ve piknik yapabileceği ideal bir yerdir.
RemziCan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-15-2007, 02:49 AM   #14 (permalink)
Kullanıcı Profili
Banned
RemziCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: KahramanKent
Üye No : 1
Mesajlar: 6.161
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 6585
Rep Derecesi : RemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond repute
Cevap: Gaziantep Hakkında Hersey

Yesemek
Gaziantep Müze Müdürlüğü'ne bağlı olarak faaliyet gösteren Yesemek Açık Hava Müzesi, İslahiye ilçesinin güneydoğusundaki yamacın üzerinde yer alır. Bu yamaç “Karatepe Sırtı” adı ile tanınmakta olup, Kurt Dağı'nın güney uzantısını teşkil etmektedir. Müze'nin İslahiye ilçesine uzaklığı 23 km. Gaziantep'e uzaklığı ise 113 km. olup yolu asfalttır. Ulaşım İslahiye ilçesinden olduğu gibi Hatay'a bağlı Akbez yolu ayrımından Kilis iline giden yolla da sağlanmaktadır. Müze; yayınlara “Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi” olarak geçmiştir. Arazi menekşemsi gri renkte, dolarit diye de tanımlanan bazalt taşlardan oluşmaktadır. Bazalt taşlar gayet sert ve çok ince gözenekli olup son derece kalitelidir.
Yesemek ilk defa 1890 yılında Zincirli'de (Sam'al) kazı yapan Felix Von LUSCHAN tarafından keşfedilmiştir. Buradaki sistemli araştırma ve kazı çalışmaları 1958 – 1961 yılları arasında Prof. Dr. Bahadır ALKIM başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmüş ve 200'e yakın heykel taslağı çıkarılmıştır. Geçtiğimiz yıllarda ise Arkeolog İlhan TEMİZSOY tarafından yapılan arkeolojik kazılarda toprak altında kalan heykellerin gün ışığına çıkarılması ile 300 adet yontu ve heykel taslağına ulaşılmış; sözkonusu alan Gaziantep Müzesi Müdürlüğü tarafından çevre düzenlemesi yapılarak Açık Hava Müzesi haline getirilmiştir.

Yapılan araştırmalar atölyenin, bölgenin Hitit hakimiyetine girdiği, İmparator Suppilluma I zamanında yani M.Ö. 1375 – 1335 tarihleri arasında işletmeye açıldığını ve burada yörenin yerli halkı Hurlar'ın çalıştırıldığını göstermektedir. Hitit İmparatorluğu, şehirlerinin deniz kavimlerince tek tek ele geçirilmesiyle yıkılmaya yüz tutmuş ve Güneydoğu Anadolu'ya çekilerek feodal krallıklar haline gelmiştir. Hititlerin bu döneminde Genç Hitit Dönemi adı verilmektedir. Kurulan bu krallıklardan biri olan Sam'al(Zincirli) krallığı krallığı M.Ö. IX. Yüzyılda Yesemek'inde içinde bulunduğu bu bölgeye hakim bir krallıktır.
Bu yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren atölye tekrar faaliyete geçmiştir. Bu devrede yapılan heykellerde bölgenin siyasi durumu nedeni ile Asur, Hitit ve Suriye unsurları görülmektedir.Daha sonra bu bölgeye gelen Aramiler de heykellere kendi izlerini bırakmışlardır. Birçok devletin çeşitli izlerini taşıyan bu bölge, sanatsal açıdan daha önemli bir konuma gelmiştir. Sam'al krallığı M.Ö. VIII. Yüzyılın son çeyreğinde Asurlular tarafından yıkılmış ve bölge Asur egemenliğine girmiştir. Bu dönemden sonra taş ocağı heykel atölyesi işlerliğini kaybetmiş ve çalışan halk burayı terk etmiştir. İşte o zamandan 1890 yılına kadar yesemek susmuş ve beklemiştir.
Yaklaşık 100.000metrekare alanı kaplayan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesinin nasıl işletildiği, bu çalışmalarda hangi teknik ve malzemelerin kullanıldığı yerinde örnekleri ile adım adım izlenebilmektedir. Taş bloklar çıkartılmadan önce bazalt sivrilerinin yüzeyleri balyoz, çekiç ve taşçı kalemi ile düzeltilmekte olup bu aşamalardan sonra taşın kenarları, daha sonra da orta kısımları düzeltilmektedir. Kesilmek istenen blok kenarına oyuklar açılmakta ve bu oyuklara kuru ağaç sıkıştırılmakta, kuru ağaçlar ıslatılınca genişlemekte ve oluşan basınçla çatlaklar meydana gelmektedir.

Bu çatlaklar balyoz kamalarla genişlemekte ve kaya ana kütleden ayrılmaktadır. Taş ocağında hazırlanmış bu bloklar dağın yanındaki heykel atölyesine getirilmekte ve burada şekiller, şanlonlar ile bloklar üzerine çizilmektedir. İlk aşamada bu şeklin konturları kabaca belirlenmekte, daha sonra bazı detaylar işlenerek yer yer perdahlanmaktadır. Üçüncü aşama olarak detayların daha özenli işlendiği ve daha ince perdahlanarak düzeltildiği görülmektedir. Eserin en son rötuşlarının ise kullanıldığı mimari yapı içinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bütün evrelere ait yontu taslaklarını bugün Açık Hava Müzesinde yerinde izlemek mümkündür.
Yesemek açık hava müzesinde 300'ün üzerinde yontu taslağı mevcuttur. Bunlar sfenksler, aslanlar, dağ tanrıları, savaş arabaları, karışık yaratıklar ve çeşitli mimari parçalardan oluşan zengin bir kolleksiyondur.

Sonuç olarak büyük bir organizasyon ile işletildiği anlaşılan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi taşların ocaktan kesilmesi yontu taslaklarının hazırlanması ve tamamlanmasına kadarki evrelerin teker teker örnekleri ile görülebileceği dünyada eşi başka bir benzeri olmayan heykel okulu niteliğindedir.

O dönemde bu büyüklükte bir sahayı kaplayan atölyeye ve atölyede meslek icra eden heykeltraş sayısına, günümüzde meydana gelen teknolojik ve sanatsal gelişmeye rağmen ulaşmak mümkün olamamıştır. Bu da o dönemde burada yaşayan insan topluluklarının sanata verdiği önemin büyüklüğünü göstermektedir.

GAZİANTEP AĞZI

Fonetik bakımdan Gaziantep ağzıyla İstanbul ağzı arasındaki farklar incelendiği zaman görülür ki,
Gaziantep ağzında:
1.Alfabemizdeki harflerle gösterilemeyen sesler vardır.
2. Genel dil fonemleri birçok değişimlere uğrar.
3. Bazen bir sesli (vokal) yerine başka bir sesli kullanılır.
4. Bazen bir sessiz (konson ) yerine başka bir sessiz kullanılır.
5. Bazı sessizler sertleşir.
6. Bazen sert sessizler yumuşar.
7. Bazen bir sessiz iki katlanır.
8. Bazen fonemler yer değiştirirler.
9. Bazen fazla bir fonem bulunur.
10. Bazen fonemler düşer.
11. Bazen düşen fonemler yerinde uzun sesler meydana gelir.
12. Bazen birkaç değişme birlikte olur.
13. «Y» fonemi kendisinden evvel ve sonraki bazı sesleri değiştirir.
14. Birkaç türlü söylenen kelimeler vardır.
15. Büyük ses uyumu daha çok kökleşmiştir.
16. Küçük ses uyumu daha çok kökleşmiştir.
17. Vurguda bazı özelliklere rastlanır.
18. Bir kurala bağlanmayacak kadar dağınık fonetik değişmeler vardır.
SESLERDE DEĞİŞMELER
Gaziantep telaffuzu, her zaman İstanbul telaffuzuna aykırı değildir. Fakat bu ağızda, alfabemizdeki harflerle gösterilen bütün seslerin değişmeye uğradığına dair örnekler bulunur. Seslerden bir kısmı, Gaziantep telaffuzunda daha çok değişmeye uğrar. Bazı seslerde ise bu değişme daha az olur.
a- Bayat : boyat
b- Bahane : mahana
c- Kurcalamak : kurdalamak
ç- Çorak : şorak
d- Dut ağacı : tut ağacı
e- Yemek : yimek
f- Ufak : uvak
g- Gırtlak : hırtlak
ğ- Değil : del
h- Hıyar : hıyar
ı- Sıpa : sıpa
i- Çim : çem
j- Jandarma : cenderme
k- Kar : gar
l- Lezzet : nezzet
m-Komşu : konşu
n- Nem : lem
o- Kova : kuva
ö- Çözmek : çezmek
p- Paytak : maytak
r- Kerpeten : kelpeten
s- Sikke : zigge
ş- Şalgam : çelem
t- Tırmalamak : cımalamak
u- Dokunmak : dohanmak
ü- Küfe : kufa
v- Oklava : oklağa
y- Tüy : tüv
z- Yüzük : yüssük
İSİMLER
Gaziantep'te başka bölgelerde pek rastlanmayan yerli bazı şahıs adları vardır.

Erkek şahıs adlarından örnekler:
Bozan, Höggeş, Höggülü, Şıhlı, Ballı, Duran, Hanifi, Muslu, Nahsen, Apo, Abdo…

Kadın adlarından örnekler:
Penbe, Habba, Yumma, Güldene, Hamma, Hamha, Beşire, Döne, Döndü…
Hem erkeğe hem kadına mahsus adlar :
Durdu, Güllü…
Hiç kullanılmayan adlar:
Satılmış, Hösmen, İkbal, Seher, Kezban, Karma, Sarma…
RemziCan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-15-2007, 02:49 AM   #15 (permalink)
Kullanıcı Profili
Banned
RemziCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: KahramanKent
Üye No : 1
Mesajlar: 6.161
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 6585
Rep Derecesi : RemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond repute
Cevap: Gaziantep Hakkında Hersey

GAZİANTEP AĞZI VE ARAPÇA
Halkı tamamı ile Türk olan ve incelenebilen en eski asırlardan beri daima Türkçe konuşmuş olduğu görülen Gaziantep'te ve çevresinde Arapça konuşan bir tek yerliye rastlanmaz. Konuşmak şöyle dursun, Arapça öğrenmiş olanda yok denecek kadar azdır. Bu hal asırlarca evvel yine böyleydi. Halbuki yanı başımızda halkı Arapça konuşan Suriye vardır. Şimdiki hududa göre Gaziantep topraklarının bittiği yerde Suriye toprakları başlar. (Suriye toprakları içinde bugünde Türkçe konuşan birçok Türk köyleri bulunduğu unutulmamalıdır.) Fakat yirmi yedi sene evvel bu sınır da yoktu. Suriye Osmanlı İmparatorluığu içinde idi. Hatta o zamanki idare teşkilatına göre Halep, -ki Arapça konuşur- vilayet merkezi idi ve Gaziantep bir kaza merkezi olarak bu vilayete bağlı bulunuyordu. Aralarında Kilis'ten geçen 120 kilometrelik bir şose ve daha kısa başka hayvan yolları vardı. Ticari münasebetleri gayet genişti.
Coğrafi hudutlarla ayrılsalar bile komşu iki toprak halkı arasında siyasi, iktisadi, içtimai, ilmi münasebetler gibi dil alışverişi de olur. Bu iki bölge ise birçok bağlarla asırlarca sıkı surette bağlı kalmışlardı. Bu sebeple, türlü bakımlardan birbirine tesir yapmış olacaklarını herkes kolayca kabul eder. Ve yine bu sebepledir ki Gaziantep'i görmemiş olanlar orada Arapça konuşan birçok kimseler bulunduğunu yahut Gaziantep ağzının Arapça dil unsurlarıyla dolu olduğunu sanırlar.
GAZİANTEP HALKI AĞZINDAN PARÇALAR
İKİ KAYNANA ARASINDA:
- Gerili serili gassın şimdiki gelinler. Ne iş biliyler, ne aş. Biz kaynanamızın urgu sura kül turap olurduk.
- Bizinki bi küfde edip urguna gömey. Ben payıma olan doran avrada şiş çahıla. Kle bu olanar nen avrat azlı oluylar ? Gelinin eteni bi nal söledim, iki nal söledim, bakdım dinnemey, ipini üsdüne addım.
- Ben beni gaynna sandım da öten kele gelin dedim kak acı bi hedik vurda allebene gedek dedim. Ne dese benin bacım “ba sahreyn gere yok.Gönün isteyse sen get.
- Bi şeyi yapma dedin mi angeslek yapar.
İKİ KAYNANA ARASINDA
- Gerili serili kalsın şimdiki gelinler, ne iş biliyorlar, ne aş. Biz kaynanamızın önü sıra kul kurban olurduk.
- Bizimki bir köfte yapıp önümüze koymuyor. Kendi hesabıma, oğlan doğuran kadına şiş çakılsın. Ayol bu oğlanlar neden kadın ağızlı (kadın ağzına bakan)oluyorlar; gelinin yaptığını bir defa söyledim, iki defa söyledim, baktım dinlemiyor, ipini üstüne attım.(Vazgeçip kendi haline terk ettim.)
- Kendimi kaynana sandım da geçen gün “Ayol gelin dedim, kalk azıcık bir hedik(buğday) pişir de Alleben'e (bir gezinti yeri) gidelim.” Dedim. Ne dese beğenirsin kardeş?:Bana senin gezmenin gereği yok. Gönlün istiyorsa sen git.
- Bir şey yapma dedin mi kasten aksini yapar.

GAZİANTEP AĞZINDAN DERLEMELER

- Aba altından değnek göstermek : Üstü kapalı sözlerle korku vermek, karşısındakine büyük bir zarar vereceğini dolayısıyla anlatmak.
- Abaza kağıt şeşhane möhür : Güzel kağıt üzerinde gösterişli mühür. (Abaza : Kafkasyada yaşıyan bir kavimdir. Beyaz tenli ve yakışıklı olurlar. Abaza kağıt, parlak güzel kağıt demek olacaktır.
- Acık Bucuk : Fena, karışık, okunmaz yazının vasfı; kargacık burgacık. (Bazen bu sözü çocuklar “acık bucuk şeytan cücük” şeklindede söylerler.)
- Acından karnı kurlar, başında nergis parlar : Fakir olduğu halde süste ve lükste zenginlerden geri kalmıyan kimseler hakkında..
- Aç alavan : Aç açına aç ve perişan olarak.
- Adam sandık eşeği, altına açtık döşeği; baktık adam değilmiş, altından çektik döşeği : İlkin değeri var sanılarak saygı gösterilen, sonra insan olmadığı anlaşıldığından artık yüz verilmeyen kimse hakkında.
- Berberliği benim başımda belliyor : Yeni başladığı çalışma alanında ilk tecrübeyi benim işim üzerinde yapıyor.
- Bıldır ölmüş bir eşek gelin bu yıl ağlaşak : Arasından zaman geçmiş ve acısı unutulmuş bir haldir. O kadar önemlide değil. Buna şimdi acımanın yeri var mı?
Ömer Asım Aksoy
Gaziantep Ağzı Kitabından
RemziCan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-15-2007, 02:50 AM   #16 (permalink)
Kullanıcı Profili
Banned
RemziCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: KahramanKent
Üye No : 1
Mesajlar: 6.161
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 6585
Rep Derecesi : RemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond repute
Cevap: Gaziantep Hakkında Hersey

GAZİANTEP AĞZINDAN DERLEMELER;
Aba altından değnek göstermek : Üstü kapalı sözlerle korku vermek, karşısındakine büyük bir zarar vereceğini dolayısıyla anlatmak.

Abaza kağıt, şeşhane möhür : Güzel kağıt üzerinde gösterişli mühür.
Acıdan karnı kurlar, başında nergis parlar : Fakir olduğu halde süste ve lükste zenginlerden geri kalmayan kimseler hakkında.
Adı kulağına değmiş : Şöhreti etrafa yayılmış.
Ağır canlı : Hantal, hareketi ağır ve yavaş.
Ağzında ayran durmaz olmak : Çok bitkin bir hale gelmek.
Ağzını döşürmek : Terbiyeye uymayan sözler söylemekten vazgeçmek.
Aklı yılık : Aklı az kaçıkça, tahtası eksik.
Alnına gün doğmak : İyi bir güne kavuşmak, bahtı açılmak, istediğine erişmek.
Anamın aşı, tandırımın başı : Burası yurdum yuvam, rahat ettiğim yerdir.
Anbel beter : Daha ziyade, daha beter.
Baş ağır, kulak sağır : Konuşulanı işitmez, söyleneni anlamaz.
Bargın badaşık mı? : Kalbin ona mı bağlı? Ondan ayrılamaz mısın?
Başı göl, ayağı sel : Başı boş istediği gibi gezip dolaşıyor.
Başına buturamak : Kendi başını yemek için taşkınlık etmek, kudurmak.
Baş kahıncı : Bir kimsenin başkası tarafından “Vaktiyle sen şöyle yapmıştın” diye utandırılmasına ve rahatsız edilmesine sebep olan şey.
Beli berk olmak : Güvenmek, emin olmak. Sonucu sağlam görmek.
Bıroh çağırmak : Meydan okumak.
Bir dahra vakti, bir mahra vakti Urum, Şam bir olur : Bir budama zamanında, bir de üzüm kesme zamanında gece gündüz bir olur. Bu yel böyle eser, bu yengeç de böyle kısarsa..
Zaman ve ahval böyle fena ve aksi gittikçe.. : Canı teze. Az ağrıya, küçük sıkıntıya şakaya dayanamayan

Cenah geçinmek : Zıt gitmek, geçinemeyip çekişmek.
Cin cücüğü gibi çığırmak : Çocuklar, ince ve yüksek sesle bağırmak.
Çapıt çirişi mi ?: O kadar çabuk bitecek bir iş değil.
Çok görmüş, çoban oynatmış : Çok bilmiş, feleğin çemberinden geçmiş, kurnaz, kalleş kimse.
Çirtim çirtim çirtinmek : Çok süslenip püslenmek.
Dağ dayısı, tavşan ammisi : Bildiği gördüğü hısımı akrabası çok.
Daldan eğme mi? Kökten sürme mi? : Sonradan mı bu hali kazanmıştır. İleriden berimi ve aslında mı böyledir.
Direzin sökmek : İki yer arasında devamlı gidip gelmek, mekik dokumak.
Düğüm çalmak : Düğümlemek, düğüm yapmak.
Elden ayrıksı : Elaleme benzemez şekilde.
Eli udumlu : Eli hünerli, eli işe yatar yakışır.
Er günüzken : Akşam karanlığı basmadan.
Et deyi kaptın balcan börkü çıktı : Değerli önemli sanarak ilgilendin, sonunda değersiz bayağı olduğunu anladın.
Gafılın kadaya uğramak : Hiçbir şeyden haberi yokken, ansızın bir belaya, bir iftiraya uğramak.
Gıcı gibi : Çok ufak. Gıcı gibi kar, gıcı gibi yazı.
Gidişmiyen yerini kaşımak : Para harcayıp yapılması gerek olmayan bir iş yapmak.
Hazırcaya hamıt : Kendisi çalışmadan başkasının çalışıp meydana getirdiğinden faydalanmak isteyen.
Haşılı yumuşak işi mi kalıyor : Biraz ayrılmasıyla ziyan olacak bir işi yok ya.
Hedede sedede geçmemek : Makbule geçmemek.
Himi bir : Maksat ve amaçları bir.
Ingılı mış, berk yapış : Ağır ağır ve gönülsüz şekilde yürüyen iş yapan kimsenin halini anlatmak için kullanılır.
İşmar avarası : Harekete geçmek için küçük bir işaret bekleyen.
Kabaklamayı yiyen gerdeğe girsin : İşin faydasını kim gördüyse sıkıntıya da o katlansın.
Karrah etmek : İstediği şeyi çok vererek bir kimseyi bolluk içinde bırakmak.
Kepir hış yatmak : Bir aradaki bir çok kimselerin hastalanarak hep beraber yatması.
Lorunu peynirini görmemek : Faydalı ve değerli bir adam olduğu söylenen kimsenin faydasını veya değerini belirtecek bir işini görmemek.
Mahana şahana : Bahane filan.
Mamuru mest etmek : Noksanını koymamak, çok güzel iş yapmak.
Marda bazar : Ölçmeden ve ayrı ayrı fiyat biçmeden , toptan bir fiyatla. Götürü.
Mercimeği yanın yuvarlamak : Suyu yokuşuna akıtmak.
Nazlı hanımın büzme çarığı : Çok nazlanan ve her şeyden çarçabuk alınan kimseler hakkında söylenir.
Ne deve yürüsün, ne çan seslensin : Ortalığı gürültüye verecek şekilde hareket etmeyelim ki bundan doğabilecek olaylara yer kalmasın.
Ne has? : Neden acaba ? Nasıl oldu da?
Ne ölü görmüş ağlamış, ne düğün görmüş oynamış : Yol yordam bilmez. Dünyadan habersiz yaşamış.
Ortalığı tahne pekmez etmek : Ortalığı karmakarışık etmek.
Okta sapanda durmamak : Çok yaramaz ele avuca sığmaz.
Öğünme çördük, seni de gördük : Öğünüyorsun ama, ne mal olduğunu daha evvel tecrübe ettik.
Öksüz öldü, kanı sındı : Sebep ortadan kalktığından aradaki hısımlık, yahut ortaklık dostluk da sona erdi.
Ölüsü gününde, tavuğu pininde : İşin vakti ve tavı iken.
Övünü tayını bellisiz : Vakitli vakitsiz rast gele yemek yiyen.
Özü dövmemek : Eli varmamak, kıyamamak.
Pabucuna taş kaçmak : Rahatını bozacak bir olay ortaya çıkması.
Paran börgünü (böğrünü) mü deliyor? : Sanki çok paran varda telef edecek yer mi arıyorsun?
Peştamal ıslandı : Bu işe bulaşılmak istenmiyordu. Fakat bulaşıldı, olacak oldu. Artık çekingen durmanın manası kalmadı.
Pisik de kavurga çiğniyor : O aciz de böyle önemli, başından büyük işlere karışıyor.
Sadakayı saraydan çıkarmamak : Bir kimsenin elinde olan karlı bir işi, başkalarına kaçırmayıp, kendi yakınlarını faydalandırması.
Safra sındırmak : Hafif bir kahvaltı etmek, açlığı azıcık giderecek bir şey yemek.
Sandıktaki sırtına sepetteki boğazına : Hiçbir şey arttırıp ayırıp bir tarafa koyamaz, ne kazanmışsa neyi varsa hepsini yer, giyer.
Say say da yerine taş koy : Filan kimsede şu kadar alacağım var, diye hesap ediyorsun. Bil ki eline bir şey geçmeyecek.
Sen ekilirken ben göcektim : Beni atlamak istiyorsun ama ben senden daha kurnazım.Biz kaçın kurasıyız?
Sıçra nalın parlasın : Ne fenalık yapabilirsen yap. Elinden geleni geri koyma.
Sırısı mı soyuluyor? : Güzelliğine ve yaldızına zarar gelmez ya!
Suhra savan : Baştan savma uydurma iş.
Südüne, halibine : Sütüne vicdanına, soyluluğuna havale ediyorum.
Süt hırası : Bebek iken anne sütünü uzun zaman veya bol ememediğinden cılız kalmış çocuk.
Süyükten yitmek : Sonucu şüpheli ve hatta tehlikeli bir iş için başkasını öne sürüp seyrine bakmak.
Tarma taht : Harap ve pejmurde bir halde.
Tas yitmiş (yitti), curunu başına kaldır : Ortalık karma karışık bir hale geldi. Kimsenin kimseden veya işten haberi yok. Usul düzen kalmadı.
Taş ergisi : Çok inatçı, sözünden ve yanlış fikrinden vazgeçirilemeyen kimse.
Tat dışlık vermemek : Rahat huzur yüzü göstermemek.
Tavşan yamaca geçti : İş işten geçti. Fırsat elden gitti. Düşman yenilmez hale geldi.
Tok karnına dokuz topak küfte : Çiğ köfteyi yemeye tokluk engel olamaz.İnsan tok da olsa dokuz topak yer.(topak: yumruk büyüklüğünde sıkım)
Tölebine gelmek : Bir kimse için uygun duruma gelmek, duruşu bakımından tutmasına kullanmasına uygun olmak.
Umdum umdum, geri yumdum : Bu güzel şeyden elime geçer diye bekledim, durdum. Fakat sonra elime geçmeyeceğini anlayarak ümidimi kestim.
Ut küşüm etmek : Birisini rahatsız etmemek için saygılı ve sıkılgan olmak.
Üstüne gök gürlememiş : Hiçbir şeyi umur etmez, kaygısız.
Vara varası, dura durası : Nihayet eninde sonunda.
Ver yiyeyim, ört yatayım, bekle canım çıkmasın : Kendisi çalışmayan, başkasının kendisi için çalışmasını ve hizmet etmesini bekleyen tembel, yerinden kımıldamaz, işe yaramaz kimseleri anlatmak için kullanılır.
Yağan yağmur sene yele yetmez : Mart ayına mahsus sözlerden. Çok rüzgar olduğundan yağan yağmuru savurur, kurutur anlamında.
Yağmur yağsa yaş değmez, dolu (döğüş) olsa tas değmez : Her türlü tehlike ve kazadan emin durumda.
Yavan tarhana : Sevimsiz, biçimsiz, tatsız kişi.
Yedik içtik, yüzden düştük : Başkasının evinde yiyip içtikten sonra kalkıp gidenlerin şaka olarak söyledikleri bir söz.
Yeldim yeldim yele verdim, emeklerimi sele verdim : Uğraştım çabaladım, bütün emeklerim boşa gitti.
Yılanı sen tuttun, gözüne ben bakayım : İşin tehlikesine sen atıl, faydasını ben göreyim.
Yüreği kalak kalak yağ bağlamak : İçine katmerli neşeler dolmak, büyük bir iç ferahlığı duymak.
Yüzüne gül suyu : Affedersiniz iğrendirici bir şey söylüyorum. (Dinleyenin yüzüne gülsuyu ve kolonya serpen bir nezaket anlatımıdır.)
Zabın alıcısı : Hep aciz ve zavallı kimseleri hırpalayan.
Zembil zümbül demeden bağı kesip kurtulmak : İkide birde küçük meselelerle rahatsız olmaktansa işi temelinden yoluna koymak.
Zubbu zeytin meydanda kalmak : Ortada tek başına kendisi kalmak, etrafında hiç kimse kalmamak.
RemziCan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-15-2007, 02:50 AM   #17 (permalink)
Kullanıcı Profili
Banned
RemziCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: KahramanKent
Üye No : 1
Mesajlar: 6.161
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 6585
Rep Derecesi : RemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond repute
Cevap: Gaziantep Hakkında Hersey

Gaziantep Mutfağı
Dt. M.Ragıp GÜZELBEY
Bugün dünyada yaşayan 6.5 milyon insanın, yaşamlarını devam ettirmek için asgari iki öğün yemek yemeye gereksinimleri vardır. Bu gerçekle sağlıklı yaşama doğru giden yolda, dünya üzerinde yaşayan insanların, ihtiyaçları olan gıda maddelerini üretirken bulundukları coğrafi ortama uyma zorunluluğu ve geçirmiş oldukları kültür evrimleri, değişik yemek kültürlerinin oluşmasını sağlamıştır. Anadolu'da da yaşayan toplumların, coğrafyaya uygun gıda maddeleri çeşitliliğine ve aile yapılarına göre zengin bir mutfak kültürü oluşmuştur.
Gaziantep, sanayisi ve ticari hayatının yanı sıra, bir de yemek turizmi yaratacak kadar son derece zengin ve kendine özgü bir mutfak kültürü vardır. Gaziantep mutfağı yaygın bilinenin aksine kebap, baklava ve fıstıktan ibaret olmayıp, mevsimine göre meyve ve sebzelerin, tahılların, baharatların, salçaların bir arada kullanıldığı son derece sağlıklı tencere yemeklerini de içeren zengin bir mutfaktır. Gaziantep yemeklerinde, yemeğin güzelliğinde, lezzetinde malzemenin niteliği kadar yemeği pişirenin ustalığının ve el becerisinin de payı büyüktür.
Gaziantep Mutfağı çorbalardan köftelere, dolmalardan yoğurtlu ve salçalı sebze yemeklerine, kebaplardan baklavalara zengin bir mutfağın çok özel tarifleri ile meydana gelmiştir.
Bu nedenlerle Gaziantep Mutfağı, ülkemizde şehrinin ismi ile anılan yegane mutfak olarak, zengin bir coğrafi yapının İpek Yolu üzerindeki durağıdır.
1.Yuvarlama
2.Ayvalı Tas Kebabı
3.Döğmeli Alaca Çorba
4.Antep Peynirli İrmik Helvası
Kolay değil seni yapmak, Avuç içinde yuvarlamak,
Etini lezzetli pişirip, Yoğurdunu içine katmak.
Nohudun Gülnar'dan gelmeli, Etin haliği seçilmeli,
Herif yoğurdu bulmak için Kamber ağaya dil dökmeli.
Pirinç ıslanıp dövülmeli, Yoğurdun torbada süzülmeli,
Konu komşu yuvarlayıp, Kazana girmeli, pişmeli…
Yakışan kabına konursun, Sofraya gelir oturursun,
Göz kırparsın yeşil nanenle, Bayramın sultanı olursun.

YUVARLAMA
5 – 6 Kişilik
1.Malzeme grubu:
2. Malzeme grubu:
3. Malzeme grubu
300 gr. Çiğ köftelik et
700 gr. Kemikli yağsız e
4 Bardak süzme yoğurt
2 su bardağı dolusu pirinç
(pirzola büyüklüğünde)
1 adet yumurta
1 adet küçük kuru soğan
1/2 su bardağı nohut
1 y.k. nişasta veya un
Karabiber ve tuz
2 y.k. sade yağ veya tereyağ
1/2 su bardağı süt


1 y.k. kuru nane

Yapılışı:
Yağsız kemikli pirzola büyüklüğünde etler, yıkanıp tencereye konur. Üzerine yeterli miktarda su ilave edilip, kaynamaya başladığında kefi (köpüğü) alınır.12 saat önce ıslattığımız nohutlar ve tuz ilavesi ile orta ateşte pişmeye bırakırız.
Yine önceden yıkadığımız, suyu iyice kurutulmuş olan pirincimizi, ince kıydığımız kuru soğanı, çiğ köftelik eti, karabiber ve tuz ilavesi ile et değirmeninde (ince dişlisinde) iki defa çekeriz. Homojen hale gelmesi için 10 dakika yoğurup, ceviz büyüklüğünde parçalar koparılarak ince şerit haline getirilir. Nohuttan küçük parçalar koparılarak yuvarlak hale getirilir. Bir tencereye iki bardak su koyup, uygun SANSÜRSANSÜRSANSÜRSANSÜRl bir süzek içinde yuvarladığımız köfteleri tencereye oturtup, üzeri kapatılır. 15 dk buharda, aşırı şişip dağılmamasına dikkat ederek pişirilir.
Pişmiş olan etimizin içine buhardan aldığımız yuvarlamalar eklenerek,15 dakika yeniden hafif ateşte kaynatılır.
Başka bir tencerede süzülmüş yoğurdun içine yumurta, nişasta ve ihtiyaç duyulduğunda kıvamını ayarlamak için yarım bardak süt ilave ederek devamlı aynı yönde karıştırılır. Hafif kaynamaya başladığında, sıcak olarak beklettiğimiz et ve yuvarlama olan tencereye aktarılarak karıştırılır.
Yemeğimizi servis kabına aldıktan sonra, tavada kızdırılan sadeyağın altı kapatılır. Harı geçtikten sonra, nane ilave edilerek yemeğimizin üzerine gezdirilir.
N O T : Yuvarlamanın yoğurdu eski ve ekşi olmamalıdır. Yoğurdun kalitesi güzel olursa un veya nişasta ilavesine gerek yoktur. Süt , yoğurdun varsa ekşiliğini alır veya koyulaşmış ise kıvamını ayarlamaya yardımcı olur. Ayrıca lezzetlenmesini de sağlar. İstenirse kemikli et yerine, et ve kemik ayrı alınarak piştikten sonra kemikler çıkarılır. Yanında pirinç pilavı, yeşil biber, tere, turp ile yenilebilir.
AYVALI TAS KEBABI
5 – 6 Kişilik
Malzeme
600 gr yağsız kuş başı et
2 adet orta boy ayva
400 gr patates
250 gr havuç
250 gr iri arpacık soğan ve bir diş sarımsak
1 adet ekşi elma
2 su bardağı pirinç
1 yemek kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı biber salçası
3 yemek kaşığı sade yağ veya tereyağı
Pilav için de 2 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz ve karabiber

Yapılışı:
Ayvalar, patatesler, havuçlar ve elma temizlenip, iri kuşbaşı şeklinde doğranır. Üzeri kaplanacak şekilde suya konulur. İri arpacık soğanlar da doğramadan temizlenir. Uygun bir tepsi içinde biber ve domates salçası, bir çay bardağı su yardımı ile yumuşatılır. Üzerine sebzeler, tuz ve karabiber ilave edilip iyice karıştırılır. Derin olmayan tas veya kulpsuz tencereye yerleştirilir. Yüzü alüminyum folyo ile kapatılır. Pişerken etin yanmaması için !...
Daha geniş, yayvan, derin, tabanı düz ve etrafında pilavın pişmesi için boşluk kalacak büyüklükte tencereye, tas içine koyduğumuz malzemelerin yüzü tencereye gelecek şekilde yerleştirilir. Tasın üzerine pişerken buharla hareket etmemesi için ağırlık koyup 5 bardak su ilave edilir. Önce harlı daha sonra hafif ateşte 2 saate yakın pişirilir. Pişme esnasında kullanılan su tasın içine çekilir. O nedenle suyu kalmadı sanıp, sakın su ilave etmeyin!..
Son olarak tasın kenarından eti kontrol edip piştiğine emin olduktan sonra, ocağın altını kapatırız. Bu esnada pişme sırasında tasın içine çekilen suda kalan kısım kendini tekrar tencereye bırakır. Pişireceğimiz pilava göre mevcut su kontrol edilerek, eksikse sıcak su ve tuz ilavesi yapılır. Haşlanıp hafif yağda kavrulan pirinç tencere ile tas arasına yerleştirilir. Kısık ateşte tencerenin kapağı kapatılarak pilav pişirilir. Pilav piştikten sonra tas dik olarak alınır, sade yağ kızdırılarak yemeğin üzerine gezdirilir. Karabiber ilavesi ile aynı tencerede servise sunulabilir.
Not: Daha kolay bir yöntem olarak da; tas kebabı piştikten sonra içindeki su başka bir tencereye alınır. Suyu ayarlanıp pilav ayrı pişirilir. Tas kebabının etrafına yerleştirilerek servise sunulur. Yanında ayran, yeşil salata, tere, turp ve turşu tüketilebilir.
DÖĞMELİ ALACA ÇORBA
5 – 6 Kişilik
Malzeme
1,5 su bardağı döğme
1 su bardağı mercimek
500 gr. Kurusoğan
3 adet kuru dolmalık biber
3 yemek kaşığı sadeyağ veya tereyağ
1 yemek kaşığı pul biber
2 yemek kaşığı kuru tarhın
Yarım su bardağı nohut

Yapılışı:
Döğme ve nohut geceden suya ıslatılıp yumuşatılır. Sabah suyu süzülerek, üzerini kapatacak kadar su ilavesi ile uygun bir tencereye alınır. Kaynama esnasında köpüğü alınarak 30 dk. pişirilir. Ayrı bir tencerede haşladığınız mercimeğin suyu süzülerek, 2-3 parçaya ayrılan kuru biberle birlikte döğmenin piştiği tencereye ilave edilir. 20 dakika daha pişirme devam eder. Malzemelerin tümünde yumuşama ve özleşme hissedildiği an iri halkalar şeklinde doğranan soğanlar ilave edilerek, yumuşayıncaya kadar pişirilir.
Çorba servis kabına alınır. Kuru tarhın hafif ovalanıp, çorbanın üzerine bırakılır. Üzerine kızdırılan yağ, kırmızı pul biberle birlikte gezdirilir.
NOT : Döğme bulunmadığında geceden ıslanmış nohut haşlanır. Tarifteki gibi mercimek ve kuru biberle birlikte pişirildiği esnada içine bulgur ve soğanlar ilave edilip terbiyesi verilir. Böylece Bulgurlu Alaca Çorba hazırlamış oluruz. Bu çorbaların yanında kırmızı pul biber, turşu tavsiye edilir.
ANTEP PEYNİRLİ İRMİK HELVASI
5 – 6 Kişilik
Malzeme
1 su bardağı irmik
1,5 su bardağı toz şeker
2 su bardağı su
3 yemek kaşığı sadeyağ veya tereyağ
½ su bardağı dövülmüş Antep fıstığı

Uygun tencere içine irmik ve yağ alınır. Hafif ateşte irmiği yakmadan kavururken başka tencerede toz şeker ve su bir taşım kaynatılır. Kaynatılan şerbet kavrulan irmiğin içine boşaltılır. Hafif ateşte yaklaşık 15 dk. irmikler açılıncaya kadar pişirilir.
Önceden ince dilimler haline getirilen ve iki defa suyu değiştirilen peynir helvanın üzerine dizilir. Tencerenin kapağı sıkıca kapatılır. İki dk. sonra ocağın altı kapatılarak helva 10 dk. dinlendirilir. Peynirler içinde eridikten sonra servis yapılır.
NOT: Helvayı ocağın elektrikli (termostat ayarlı) kısmında pişirmenizi tavsiye ederiz. İsteğe bağlı olarak helva pişerken içine veya servis esnasında yüzüne Antep fıstığı ilave edilir.
RemziCan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-15-2007, 02:50 AM   #18 (permalink)
Kullanıcı Profili
Banned
RemziCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: KahramanKent
Üye No : 1
Mesajlar: 6.161
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 6585
Rep Derecesi : RemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond reputeRemziCan has a reputation beyond repute
Cevap: Gaziantep Hakkında Hersey

EL SANATLARI
Gaziantep El ve Ev Sanatları – İl Turizm Müdürlüğü Yayınları
ANTEP KİLİMCİLİĞİ
Antep kilimleri bilinen diğer Anadolu Kilimlerinden tezgah, şekil, dokunuş biçimleri ve nakışları yönünden çok farklıdır. Antep kilimlerinin bilinen çeşitleri : Baklava dilimleri, Habbap ayağı, Kuş Kanadı, Zincir Göbek, Dirsek göbek, Pençe Göbek, Çarkı felek, Parmak göbek, Atom Göbek(1945 sonrası dokunan bir kilim adı).
Antep kilimlerinin hammaddesi öküz, deve ve at tüyü, koyun yünü ve keçi kıllarıdır. Siyah, felhani, mavi yeşil boya, cehre sarısı, ceviz kabuğu, cevizi boz, soğan kabuğu, sumak yaprağı Antep kilimlerinde kullanılan ilkel boyalardan birkaçıdır. Genelde 69 cm eninde 260 cm boyunda dokunan Antep Kilimlerinde motifler şöyle sıralanabilir : Çizgi, nokta ve daireden ibaret motifler, Sembolik motifler, hayvan motifleri, geometrik motifler, Bitki motifleri, İdografik bir manası olan motifler (dağ, ev vs.) Kilimin yalnız el tezgahlarında imal edildiği ve bu işkolunun çok canlı olduğu devirlerde Gaziantep'te 7000 civarında el tezgahının faaliyette olduğu, 1960'larda bu sayının 100-150 ‘ye düştüğü saptanmıştır.
Motorlu dokuma tezgahlarının yaşamımıza girmesiyle Antep kilimlerine olan talep azalmış, tezgahlar yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Günümüzde genel olarak köylerde kendi ihtiyaçlarını gidermek maksadıyla kadınlar tarafından dokunmaktadır.
KUTNUCULUKTarihi bir değeri olan kutnu bezi dokumacılığı, Türkiye'de yalnız Gaziantep'te dokunan ipekli bir dokuma türüdür. Ham maddesi; floş (suni ipek) ve pamuk ipliği olan ve tamamen el tezgahlarında dokunan kutnu kumaşı değişik şekillerde dokunmaktadır. Geçmişi çok eskilere dayanan kutnuculuk; dünyada basma sanatı yokken, çeşitli boyalara defalarca batırılarak, kendisine has renk ve motifler verilerek yapılan bir dokumadır.

Kutnu kumaşı önceleri Halep, Hama ve Humus'ta üretilip, Anadolu Pazarına sunulurdu. Daha sonra bu ipekli dokumalar Gaziantep il merkezi ile ilçe ve köylerinde de üretilmeye başlandı. Kutnu kumaşı, yöresel bir kıyafet olarak kullanıldığı gibi, çeşitli aksesuar, turistik giysi, çanta, terlik, perdelik kumaş ve milli kıyafet olarak da kullanılmaktadır. Kumaşlara çözgü sayılarına göre Kutnu, Alaca ve Meydaniye gibi değişik adlar verilmektedir. Kutnunun çözgü sayısı 4000, Alacanın 3000 tel, Meydaniyenin 2000 teldir.Kutnu çeşitlerinden en fazla rağbet görenlerden bazılarının isimleri ;
KUTNU ALACA MEYDANİYE
Mecidiye Mekkavi Yeşilli Osmaniye
Zincirli Kürdiye Kırmızı Meydaniye
Hindiye Çitavi Sarılı Osmaniye
Darıcı Rahvancıoğlu Mor Meydaniye
Kemha Kırkkalem Vişne Meydaniye
Sedefli

Eskiden Gaziantep'te çok yapılan kutnu kumaşı dokumacılığı son zamanlarda yok denecek kadar azalmıştır. İpekli kutnu dokumacılığı el sanatı gittikçe az ilgi gören bir sanat dalı haline gelmiştir. Binlerce yıldır işlenen kutnunun desen ve renkleri, Türk köylüsünün asırlık renk ve desen kültürünü belirten bir hatıra ve turistlerin ilgisini çeken orijinal bir sanat eseri haline gelmiştir.
ABA DOKUMACILIĞI
Aba, deve, öküz ve at tüyünden, keçi kılından ve koyunyününden dokunan özel bir kumaştan yapılan bir erkek giysisidir. Abanın üst rafından başın, yan tarafından kolların geçmesi için birer delik olup kolları yoktur. Eskiden kumaşın dokunmasında kullanılan tüy, kıl ve yünler toprak, mor boya, ceviz kabuğu, ceviz kökü, heylangoz yaprağı, sumak yaprağı, meyve, kızılcık otu gibi kök boya denilen boyalarla boyanırdı.
Günümüzde ise suni boyalarla renklendirilmiş polyester iplikler kullanılmaktadır. Geçmişte kullanım alanı oldukça geniş olan abanın Suriye ve Arabistan ‘da giyileni geniş ve kısa bir şekilde olup, dizden biraz aşağı inerdi. Abanın dokunuşuna, üzerinde yapılan motiflerin durumunu ve bu motiflerde kullanılan iplerin özelliklerine göre giyenin ekonomik durumu belli olurdu. Halkın giydiği abalar daha az motifli ve kaba olarak dokunurdu. Zenginler ise çuhadan veya ipekten dokunmuş abalar giyerlerdi. Abalar dokunduğu ipin ve kumaşın rengine, boyuna ve giyildiği yörenin ismine göre isimlendirilir. Humus Abası, Yerli Aba (Boz Aba, Kırmızı Aba, Lacivert Aba, Siyah Aba), Sırmalı Aba (tahtalı Aba, Sandıklı Aba, Zincirli Aba, Kandilli Aba, Kurbağalı Aba), Kıl Aba, Maraş Abası, Urfa Abası, Koron Abası, Siyah Aba, Çuha Aba, Uzun boy Aba, Kısa boy Aba.
ZURNACILIK
Türk Folkloru içinde halk müziği ve oyunlarının ayrılmaz bir parçası olan hak çalgılarımızın ayrı bir yeri vardır. Türk halk çalgısı deyince; fabrika imalı olmayan, halkın kendi mevcut imkânları içinde ve basit araçlarla elde yaptıkları, akustik kanunlara uymayan, standart ölçü ve kalıpları olmayan, etnografik özelliği olan çalgılar akla gelmektedir. Üflemeli halk çalgılarımızın başında gelen zurna, kalın zerdali ağacından yapılır ve davulun yanında çalınan üflemeli bir çalgı aletidir.
Zurnanın tarihi Orta Asya'ya dayanmaktadır. Çok eski zamanlardan beri bir çalgı aleti olarak bilinip, yapılmaktadır. Zurna 3 kısımdan oluşur. Baş kısım (Mezik), şimşir ağacından yapılır. Ağız kısmı (Alt çanak), geniştir. Orta kısım ise dardır. Zurnanın 15 deliği vardır. 8 tanesi büyük (nota deliği), 7 tanesi (cin deliği) küçüktür. Zurna yapıldıktan sonra şimşir ağacından yapılan mezik kısmının ucuna metem denilen uç, zurna çalan kimseler tarafından kamıştan yapılır. Gaziantep'te zurna sipariş üzerine yapılmaktadır. Bir usta günde ancak 1-2 tane imal edebilmektedir.
Zurnanın delikleri matkapla delindikten sonra ısıtılmış demir ile dağlanır. Böylece ses daha düzgün çıkar. Zurnanın boyu uzadıkça sesi kalınlaşır, boyu kısaldıkça sesi incelir. Gaziantep'te 3 çeşit zurna imal edilmektedir. Tüm kaba zurna, 32.5 cm uzunluğundadır. Orta kaba zurna, 31 cm uzunluğundadır. Cura zurna, 30 cm uzunluğundadır. Zurnanın standart boyu, orta kaba diye bilinen 31 cm uzunluğunda olanıdır. Kuru zerdali ağacından yapılan zurnalar daha iyi ses çıkartır; eğer yaş ağaçtan yapılırsa çıkan ses kulağı tırmalar. Zurnanın delikleri de belli bir ölçüye göre yapılmaktadır. Zurna yapan kimselere “Harat” ismi verilmektedir. Bu işle uğraşan kişiler gittikçe azalmaktadır.
Yurdun her yöresinde bir açık hava çalgısı olarak kullanılan zurna özel bir soluk alma tekniği ile çalınır. Sesi çok kuvvetli çıkar ve çok uzaklardan duyulur. Yalnız erkekler tarafından çalınır. Bir zurna işi bittikten sonra duvarda asılı olarak muhafaza edilirse ömrü 10-20 yıl arasındadır.
BAKIRCILIK
Gaziantep bakır işlemeciliğinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bakır eşya, bakırdan ve pirinç diye tabir edilen bakır ve çinkonun karışımından elde edilen maddeden işlenerek yapılır. Antep bakır işlemesinin özelliği, tek parça olarak imal edilmesidir. Yani lehim ya da benzeri bir yolla birleştirme yapılmasıdır. Ev mutfak ve süs eşyası olarak kullanılan el işlemesi bakır mamullerinin işlenmesinde çakma ve çizme diye bilinen basit işleme yönteminin dışında; sadece ilimizde yapılan bir başka yöntem daha vardır. Bir çekiç ve bir çelik kalemle işleme yapılan bu işleme yönteminde bir tek parçanın işlemesi haftalarca hatta aylarca sürmektedir. Gaziantep'te imal edilen işleme bakır mamulleri tamamen el emeği, göz nuru ile yapılmakta, çekiçle kalem dışında hiçbir alet kullanılmamaktadır.
Bakır işleme ürünlerinden bazı örnekler SAHAN Yemek tabağı
TAS Ayran veya su içmek için kullanılan kap.
KAZAN Yemek pişirmeye yarayan kap.
MASERE KAZANI (Şire) Pekmez pişirmede kullanılan büyük kap.

TEŞT Hamur yoğurmada ve çamaşır yıkamada kullanılan kap.
TARAK KABI
Sabun, tarak ve kese koymaya yarayan kap.
KİL LEĞENİ Kadınların yıkanırken saçlarını yumuşatsın diye kullandıkları kilin yoğrulmasında kullanılan kap
SEFERİYE TASI Yemek koymada ve yemek taşımada kullanılan kap.
MAŞRAPA Su, ayran vb. içekler konulan kap.
SATIL Su taşımada kullanılan kap.
PAŞA MANGALI Eskiden içine ateş konarak ısınmada kullanılan şimdilerde salonlarda süs eşyası olarak kullanılmaktadır.
İBRİK El, yüz yıkamak, abdest almak için içine su konulan kap.
CEZVE Kahve pişirmede kullanılan kap.
VAZO İçerisine çiçek koymaya yarayan büyük ve küçük ebatları olan kap.
SEMAVER Çay pişirmede kullanılan kap.
SİNİ (TEPSİ) Yemek yemek için içine kazan, tas vb. şeylerin konulduğu Kaptır.
Gaziantep'teki bütün bu işlemeli bakır ürünleri turistik eşya olarak büyük rağbet görmektedir.
SEDEFÇİLİK
Bazı deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan ve sedefçilikte kullanılan sert beyaz ve gökkuşağı pırıltılı, fosforik özelliği olan maddeye sedef, bu maddeyi işleyen kişiye de sedefkâr denilir. Asırlardan beri bilinen sedef, zamanın tekniği ve milletlerin sanat anlayışına göre şekil almıştır. Hammaddesi, midye kabuğu, çeşitli teller ve ceviz ağacı olan Sedef ve Sedefkarlık sanatı Ortadoğu ülkelerinde doğmuş ve 15 yüzyıldan sonra Osmanlı'lara geçmiştir 15.yüzyıldan sonra tamamen Türk İslam Sanatının emrine giren sedef, geometrik desenlerin bitmek tükenmek bilmeyen dizilişleri ile gelişimini sürdürmüştür. Daha sonraları kıvrılma, dallanma, ana veya yardımcı bağlarla bağlanma, birbirini kesme ve düğümlenme gibi yollarla çeşitli kompozisyonlar çalışılmıştır. Doğadan stilize edilerek alınan çiçek motifleri (lale, karanfil, gül) geometrik desenlerle birlikte kullanılmaya başlanmıştır.
Sedefçilik asırlarca değişik motif ve desenlerle zenginleştirilerek mimari yapılarda, kullanım eşyalarında ve silah süslemelerinde kullanılmıştır. Yaşayan kaynaklardan edinilen bilgiye göre sedef kakmacılığının Gaziantep'te 1963 yılında başladığı bilinmektedir. Bugün Gaziantep'te 50 sedef atölyesi bulunmaktadır.
Bu atölyelerde daha çok turistik eşyaya yönelik çalışmalar ağırlıkta olup, genellikle Ortadoğu'ya satış yapılmaktadır. Gaziantep'te işlene sedefin %90'ı dövizle satılmakta ve ülke ekonomisine döviz kazandırılmaktadır.
GÜMÜŞ İŞLEMECİLİĞİ
Tarihi ipek yolunun üzerinde olması nedeniyle birçok ticaret yollarının Gaziantep'te yumaklaşması ilin ekonomisini o günlerde olduğu gibi günümüzde de canlı tutmaktadır. Bu canlılıkta gümüşün önemli bir yeri vardır. Çünkü gümüş insanların takı olarak eskiden beri kullandığı kıymetli bir madendir. Yöremizde antik şehir özelliği taşıyan Karkamış, Dülük, Belkıs Antik kentleri ve höyüklerden çıkartılan gümüşler, gümüş işçiliğinin ve kullanımının ilimizde ve yöremizde eskiden beri çok yaygın olduğunu göstermektedir. 19.yüzyıl ve 20.yüzyılın ilk yarısına kadar Gaziantep'li bir kadında on iki çeşit gümüş takı bulunurdu. Bunlardan bir kısmı taç kaytan, şekke, daktani, pıçpıçı, götürümgü, üçger, arpacıklı gerdan, Antepli gerdan kemer, koruklu bilezik, düğme yüzük. Gaziantepli erkekler de gümüşü tespih, ağızlık, baston sapı, sigara tabakası ve atların koşu takımlarında kullanırdı. Gümüş işçiliğinin şehrimizde gelişmesinin, Türkistan'dan göçüp gelen ustaların payı büyüktür. Gümüş işçiliği 1980'lerden sonra Türkiye'nin dışa açılması, turizm hareketlerinin başlaması ve teknolojinin yardımıyla hızla gelişmiştir. Türk turizmindeki yerini almakta gecikmemiş olan Gaziantep gümüş işçiliği, bugün kırkın üzerindeki gümüş işleme atölyesi ile varlığını sürdürmektedir. Bu atölyelerde senede ortalama 1,5–2 ton gümüş başta İstanbul olmak üzere bütün Ege ve Akdeniz Bölgesine, Kapadokya'ya ve turistler aracıyla dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaşmaktadır.

Günümüzde hızla çoğalan Gümüş İşleme Atölyeleri bu sanatın Gaziantep'te çok hızlı geliştiğini ve önemli döviz girdisi sağladığını göstermektedir.
YEMENİCİLİK
Yemeni, üstü kırmızı ya da siyah deriden tabanı ise köseleden dikilen topuksuz ve çok sıhhatli olan ayakkabılara denir. Yemeni yurdumuzun diğer yörelerinde yazmaya verilen ad olmasına karşılık, yöremizde ayağa giyilen bir çeşit ayakkabıya verilen addır. Gaziantep'te Yemeniciliğe “Köşkercilik” yemenicilere “köşker”, yemeni ustalarına da “köşker ustası” denilmektedir. Köşker kelimesi Farsça “keşfger” kelimesinden gelmiş olup, ayakkabı yapan anlamına gelmektedir. Yemeni ilk defa Yemen'de Yemen-i Ekber isminde bir kimse tarafından icat edilmiş ve kendi ismini vermiştir. Daha sonraları yemeni Yemen'den Halep'e, Halep'ten de Güneydoğu Anadolu'ya intikal etmiştir. Gaziantep Şanlıurfa Kahramanmaraş, Diyarbakır, Antakya, Adana'ya kadar yayılmış olan yemeni yapımcılığı zaman içerisinde Gaziantep ve Kilis dışında diğer ilerde tamamen bitmiştir. Yemeni esas olarak gön ve yüz olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Gön, manda ve sığır derisinden yapılmış olup, yere gelen kısım ile bunun üzerine dana derisinden yapılmış taban kayışı ve bezlerden ibarettir. Yüz ise sırt ile birbirine birleştirilmiş ve çirişle yapıştırılmış sahtiyan ve meşinden oluşur. Yemeni yapımında 5 hayvan derisi kullanılır. Alt taban manda veya sığır derisinden, yüzü keçi derisinden, iç astar koyun derisinden, iç taban sığır veya keçi derisinden, kenarı oğlak(sızı) derisinden yapılır.